Önü,arkası,sağı,solu,eli,ayağı...
..
Sonbaharın bu son ayında,Kasım yağmurları yağarken dört bir yanımıza ,bizde diyelim o vakit hep birlikte ;
Sıradaki yağmur bizlere gelsin,yıkasın her ne varsa
Mahallenin yaramaz çocukları gibi tıklatıverdi penceremi yağmur bu gece. Kimdir demeye varmadan kayboldu gitti. Bir rüzgarı kaldı geride durmaksızın perdelerimi hareketlendiren, bir de arada bir karanlık odama vurduğu mavili beyazlı ışıkları. Gök hareketli bu gece, giderek sıklaşıyor ışıklar.Sokağım sessiz, bir tek rüzgâr ve dokundukları var. Kâh yaprak hışırtısından kâh açık kalmış bir pencere ya da kapıdaki tak tak sesinden duyuluyor nefesi. Eylül vedaya gelmiş belli ki, uzaktan geldi göğün sesi , kovaladığı ışıklara anca yetişti demek ki. Bunları yazarken bırakıverdi içinde biriktirdiğini gök. Yağmur öyle gürültü yapıyor ki vurduğu penceremde rüzgarın sesi kayboluyor arada bir. Karanlık odam ışıl ışıl bu gece. Ey güzel gece, gönlüme bıraktığın huzuru taşıyıver lütfen muhtaç olan gönüllere...
Hayırlı geceler.
Konuşmuyor, anlatmıyor , diye
Hissetmiyor , sanmayın
Kimisi içine atar çığlıklarını
Cemal Süreyya
Sonbahar valizini toplamış gidiyor evden. En sevdiği sarıları ve bakırları da almış yanına. Ayrılıktan olsa gerek göğün göğsü sıkışmış, kasvet çökmüş üzerine .Bırakıyor birer birer yağmur damlalarını ayrılanların üzerine . Ve yine ayrılıktan olsa gerek soğuk kesiyor her bir yeri. Ayaza dönecek günlerin ayak sesleri belli ki. Kış suskun bir bekleyişte, eli mahkum sadece seyredişte. Ne bir itiraz ne de bir gitme kal deyişte. Çaresizlikten kabullenişi, giden dönmeyecek gittiği yerden, biliyor ki. Ezelden yazılı yazgısı, kupkuru olacak içi tıpkı evi gibi . Dalı budağı kırılacak, saçlarına ak düşecek. Yandıkça yanacak, yandıkça tutunacak yangınına .Öyle bir yangın ki sürgün tomurcuklanmaya...
Ayrılık, ayrılık yaman ayrılık
Her bir dertten alan, yaman ayrılık
Tatlı bir sıcaklığı , şefkatli bir dokunuşu vardı güneşin. Onun tarafından güne uyandırılmak ,ışık huzmelerinin yüzünde ki adımlarını hissetmek , onlara mırıldanarak eşlik etmek yapmayı sevdiği şeylerdendi. Geçmişe dair hatırladıkları hayal-meyal olsa da hisleri kuvvetliydi. İçindeki ses ona, hayata merhaba dediği andan beri sevgiyle kuşatıldığını söylüyordu. O da hayattan aldığına aynı şekilde karşılık veriyordu. Yüzüne de yansıyordu o sevgi alışverişi. Gösterişsiz olmasına rağmen onu gören herkeste saf bir güzellik algısına sebep oluyordu.
Babamın işi gereği bir şehirde uzun süre kalamıyorduk. Alışmaya fırsat kalmadan gelen bir tayin emri ve yeniden taşınma işleri. Zavallı annem , ne de çok sitem ediyordu gözünden sakındığı eşyalarını doldurup boşaltırken. Babam fırsat buldukça gidiyorduk büyükanneme . Hatta mümkünse halamlar ile denk getiriliyordu bu buluşmalar. İşte o zaman tam bir cümbüş oluyordu. Büyükbabam ben doğmadan vefat etmiş, bizden bir tek ablam Leyla'yı görebilmiş. Babam her ne kadar büyükannemden bizimle yaşamasını istesede, o ata ocağıdır deyip ayrılmıyordu evinden.
Odalarda ağır ağır ilerleyerek yatak odasının kapısına vardım. Küçükken burası en gizemli bulduğum yerdi. Odanın hemen sağında kocaman bir cam ve önünde kendi elleri ile yetiştirdiği çiçekler , üzerlerine vuran güneş pırıltıları vardı. Çiçekleriyle konuşurken görüyordum bazen onu. Sanki gizli sırlarını onlara fısıldıyor gibiydi , başı hafif öne eğik bir halde. Kucağında ki küçük, yeşil sandık tüm o sırları duyan tek şeydi. Bu yüzden o sandık ve içindekiler hep merakımı cezbederdi. Büyükannem nasıl bir define saklıyor olabilirdi içinde ? Birkaç kez odaya gizli gizli girmiş, sandığı açmaya çalışmıştım fakat sandık kilitli ve anahtarı çok iyi gizlenmişti. Büyükannem o kadar muntazam bir kadındı ki azıcık bir değişikliği hemen fark ediyordu. Benim sandık merakımın peşine düştüğüm zamanlar " hangi hınzır dolandı buralarda acaba " diye söyleniyor ve " sizi yaramazlar bahçe neyinize yetmedi bakim" diye peşine ekliyordu.