Birçok şey oldu, birçok şey olmadı. Öyle de böyle de hayat kendi seyrinde, kendi rutininde yol aldı. Olmuş bi hayli zaman be blogcum, iyisin değil ?
İstanbul hoş esintilerine rağmen sıcaktan insanı vıcık vıcık etmeye başladığına göre hep beraber gazamız mübarek olsun diyelim. Ben de hazır buranın yolunu bulmuşken "yarın gideceğim" diye başımı yastığa koyup, sabahında türlü sudan gerekçeler ve bol tembellik eşliğinde itinayla erteleyip, üstelik bu rutini bozmadan onbeş gün boyunca tekrar edip , sonunda "yav bi git" deyip kendimi kapı dışarı attığım günü not düşeyim.
Haliç hattı ile vapurla önce Üsküdar'a geçtim.( uzun sürüyor olsa da keyiflidir, pek bi öneririm) .Tabii evden çıkışım biraz ağır kalınca seferi kaçırma telaşına düşüp koşturmaya başladım. Neyse ki suyun üstü pöfür pöfür esiyordu da sakinleyebildim yolculuk sırasında. 15 numaralı herhangi bir otobüs gideceğim yere (Beylerbeyi durağı) varıyormuş, Beylerbeyi sarayına.
Müze kart ile ziyaret mümkün, ek ücret ödemiyorsunuz diğer saraylarda olduğu gibi. Saray tadilatta, ziyaret esnasında bol bol çekiç sesi duyuyorsunuz. Ana bina ziyarete açık , sarayın diğer bölümleri ise kapalı. Kirle örtülmüş camlarından deniz köşklerinin içine biraz bakınabiliyorsunuz. Biraz fazla özen gerektiği aşikar,çok kendi haline bırakılmış gibi. Yapılan çalışma sonrası iyi bir netice alınır umarım. Sarayın en büyük süsü mavi denizi. Güneş biraz zorlayabiliyor sadece ama değer. Deniz kısmındaki yürüyüş alanına( saray rıhtımı) kısa aralıklarla çift kişilik masalar yerleştirmişler, tam oturup seyretmelik.
Mavi Salon sarayın en hoş yeriydi. Hoş, ziyaret ettiğim diğer sarayların da mavi salonlarını bir tık daha fazla sevmiştim :) Tavan süslemelerinin arasına yazılmış beyitler var dua gibi.Misal biri şöyleydi;
Yer ve gök durdukça, hayat sürüp gittikçe
Osmanlı düzeni de öylece kalsın ve sürüp gitsin
Devlete varlık veren hükümlerin temelleri güçlensin
Osmanlı adı iyilikle anılsın, yeryüzünden silinmesin
Bu sarayın en ikonik şeyleri saatleriydi. Misal aşağıdaki ilk iki resim. İlki çok bariz iken diğerinin saat olduğunu sonradan öğrendim:) zira biraz üstünkörü geçtim.
Akrep ve yelkovanı ay ve yıldız ile süslü olan ilk saatin tanıtım kartında " İşbu saat Dersaadet'te imal olunmuştur.Makinası gayet kuvvetli doğru gider. Haftada bir defa kurulur, müzikası on iki bir saatte kurulur. Her saat başında bir hava çalar. Hamidiye marşı, Bülbül Peşrevi, on kıta Osmanlı şarkısını havidir" yazmakta. Keşke duyabilseydik ya :)
Benim " eros'un burada ne işi ola ki" diye bakındığım şey ise kaideli şömine saatiymiş. Topkapı sarayında ki saat müzesini gezmek şart oldu. Geçen seneki ziyaretimde yoktu bu bölüm, araya sıkıştırmalıyım hemen :)
Bahçede ihtiyacı karşılayabilecek her şey mevcut. Gün boyu rahatlıkla vakit geçirilebilir ama Kız kulesi'ni de aradan çıkarmaya niyetlendiğim ve sonunda karşı kıyıya geçmek zorunda olduğum için ziyaret bitince yola koyuluverdim. Yine 15 nolu otobüslerden birine binip son durakta ( iskelenin yanıbaşında) indim ve yürümeye başladım. Arada birazcık da karnımı doyurdum:)
Salacak tarafından kültür bakanlığına bağlı iskeleden 110 TL karşılığında ve elbette müze kartınızla geçiş yapıyorsunuz. Sahilde yürüyüş yapmak güzeldi ama sandığımdan uzun sürdü hedef noktasına ulaşmak:) Bir yere kadar insan dolu sahil zaten, ondan sonra tenhalaşıyor. Yarım saatte bir kalkış yapılıyor, ve bu küçük tekneler fazlaca sallanıyor. Gemiye alışık olan ben bunda afalladım biraz :) Ortaya konulmuş sandalyelere oturup kalkmak da başka bir level :)
Müze ziyaretlerini kafa dengi olmadığından tek başıma yapıyorum. Hal bu olunca kuledeki kız başlıklı selfim ile hedefi tam on ikiden vurdum :) Sonra da bu mekâna en uygun şarkıyı buldum.
"Seni uzaktan sevmek, aşkların en güzeli ..."
Yakından o kadar güzel olmadığına kanaat getirdim :) Bir Galata Kulesinin ihtişamı yok mesela. Yine de bir kez görülmeli.
Karaköy yolcusu kalmasın diye görevli kadın seslendiğinde ziyareti tamamladım. 20 dk kadar bir vakit geçirdim. Şayet binmeseydim bir sonraki sefer 1 saat sonraydı.( Karaköy seferleri saat başı oluyor ) Hareketsiz denizin ve sessizliğin içinde ( hafta içi olduğundan olsa gerek tenhaydı bir de) bunca saat bekleme fikri cazip gelmedi haliyle :)
Gün boyu tarihi dokuların yanısıra denize de bol bol doyduğum için ekstra iyi hissettirdi bu rota. Karaköyden Eminönü otobüs durağına gelip , otobüsüme binip evime geldim.Daha ne edeyim :)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder