Paran mı var derdin var denilebilirdi elbet ama demeyeceğim zira her şekilde dert var :)
İki farklı dünya var. Durduğun yere göre karşı tarafı adlandırdığın, bölük börçük bilgilerle ve yarattığın önyargılarla birbirini tanımladığın iki dünya. Biri her şeye sahipken diğeri hiçbir şeye sahip değil. Birinin doğal güzellikleri göz kamaştırırken diğeri kuraklık ve kıtlığın altında. Birinde yasa, devlet, nizam varken diğerinde bunların hiçbiri yok. Arada hep bir sınır, hep bir duvar var. Bir de başka duvarlar var henüz görünmeyen ama eli kulağında. İşte bu hiçbir şeye sahip olunmayan gezegenden bir mülksüz (aynı zamanda bir fizikçi) her şeye sahip olan gezegene yolculuğa çıkıyor duvarları yıkmaya.
sayfa sayısı 335
Uzay yolcumuzun yaşadığı gezegendeki hayatını(geçmişini) ve misafir olarak gittiği gezegendeki yaşantısını(şimdi olanı) eş zamanlı olarak okuyoruz. Mülksüzlerin dayanışma manzaralarını seyrederken insanlık namına şöyle bir gurur duyma noktası geliyor...vayy beee!. Diğer taraf aynı biz gibi zaten, çok matah bir şey yok :) amma mülksüzlüğün de bir sınırı , bir dur noktası , bir insaf noktası olması gerektiği soğuk bir ürperti şeklinde kaplayıverdi içimi. Tabii bu vaziyette ben asla bir mülksüz olamam uzay yolcumuza göre . Hoş, her ne kadar bir başkadır benim memleketim havasına girmiş olsa da yaşadıkları sonrası onun zihninde de bir aydınlanma, gözünde bir parlama meydana geliyor. Adları ve yöntemleri farklı olmasına rağmen aynı sonuç ortaya çıkıyorsa orada tencere dibin kara seninki benden kara demenin zamanı gelmiş demektir. Bir de kadına bakış açısı her yerde mi çarpık olur arkadaşım. Mülksüzlerin dünyasında övgüyle resmedilen özgürlük anlayışı (diğeri zaten sıkıntılı ya hani ) bile iç bulandırdı fazlasıyla. Bu durumda mülklü de mülksüz de olamıyorum, başka gezegen lazım bana :)
Kitabın son sayfalarında Bülen Somay'ın bir değerlendirmesi var kitaba dair. Bir noktada yazarın bize iki dünyayı karşımıza koyarak tercih yapmamızı değil , ikisine bakarak bir umut ufku oluşturmamızı salık veriyor diyor. İki gezegenede ait hissetmeyen ben bu durumda o umudun ipine tutunmuşum demektir. Siz de el atın bi zahmet :)
Unutmadan , yolcumuzun fizikçi olduğunu söylemiştim ya. İşte eşzamanlılık ilkeleri gibi bahsettiği ve örneklediği konular var, bence kitabın en güzel kısımları buralardı ve konuya fazlasıyla ilgimi çekti. Tavsiye edeceğiniz kitaplar varsa alırım bir kuple , ki çok makbule geçer :) yoksa kör topal gireceğim bu mevzuya ben.
alıntılar
Zayıf bebek ayağa kalktı. Yüzü güneş ışığı ve kızgınlıkla parlıyordu. Bezi düşmek üzereydi. "Benim!" dedi yüksek, çınlayan bir sesle. "Benim güneş!" "Senin değil", dedi tek gözlü kadın, kesinlik içeren bir yumuşaklıkla. "Hiçbir şey senin değil. Kullanmak için var. Paylaşmak için var. Eğer paylaşmazsan kullanamazsın."
Sorumluluğun ve özgürlüğün, seçeneğin olmadığı, yalnızca yasaya uymaktan oluşan sahte bir seçeneğin veya yasaya uymamayı izleyen cezanın olduğu bir toplumda yaşamak ister miydin? Gerçekten gidip başka bir hapishanede yaşamak ister miydin?
Düşünce çimen gibidir. Işığı arar, kalabalıkları sever, melezlenmek için can atar, üzerine basıldıkça daha iyi büyür.
Bütün olmak parça olmaktır; gerçek yolculuk geri dönüştür. -Laia Asieo Odo-
Cennet onu Cennet yapanlar içindir. Oraya ait değildi. Bir öncüydü, geçmişini, tarihini yadsıyan bir kuşaktandı. Anarres Göçmenleri, Eski Dünya ve onun geçmişine sırtlarını dönmüş, yalnızca gelecek için çalışmaya karar vermişlerdi. Ama nasıl ki gelecek kesin olarak geçmişe dönüyorsa, geçmiş de geleceğe dönüşür. Yadsımak başaramamaktır.Urras'ı terk eden Odocular yanılmışlardı, tarihlerini yadsıyacak umutsuz cesareti göstermekle, dönüş olasılığından vazgeçmekle hata etmişlerdi. Geri dönmeyen, ya da haberini iletecek gemileri göndermeyen kâşif, kâşif değildir, olsa olsa bir maceracıdır; oğulları da sürgünde doğar.
Düşünceler baskı altına alarak yok edilemez. Onlar ancak dikkate alınmayarak yok edilebilir. Düşünmeyi reddederek - değişmeyi reddederek. İşte bizim toplumumuzun yaptığı da bu! Sabul seni kullanabildiği yerde kullanıyor, kullanamadığı yerde de seni yayın çıkarmaktan, öğretmekten, hatta çalışmaktan bile alıkoyuyor. Öyle değil mi? Başka bir deyişle, senin üzerinde iktidarı var. Nereden alıyor bu iktidarı?.......Ortalama insan aklının doğuştan korkaklığından alıyor gücü. Kamuoyu !
Para, kartları ve haritayı olduğu gibi nezaketi de mi satın alıyordu? Eğer bir Anarres'linin mal deposuna geldiği gibi gelseydi , istediğini alıp depo görevlisini başıyla selamlayıp dışarı yürüseydi, dükkancı ne kadar nazik davranırdı?
"Dört bin birim bu kentte iki aileyi bir yıl yaşatmaya yetecek para," dedi Shevek. "Evet, şey, bakın efendim, bu bir sanat eseri." "Sanat mı? İnsan yapması gerektiği için sanat yapar.Bu niçin yapılmış?" "Galiba sanatçısınız," dedi adam açık bir küstahlıkla. "Hayır, yalnızca boku bir görüşte tanıyan biriyim!"

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder